Salı, Şubat 24, 2015

Pisa, Floransa, Siena Macerası

"Kes yüreğine giden bir bilet, cam kenarı değil; can kenarı olsun.." 
Cemal Süreya


2014 ün son yurt dışı deneyimini uluslararası kankam olan Seyhan ile gerçekleştirdik. Aralık ayında. 
Hiç hesapta yoktu.Tıpkı Amsterdam gibi aniden verilmiş bir karardı. Biletler alındı ve yola koyulduk. Planımız Pisa da konaklayıp, günübirlik Floransa ve Siena ya gitmekti. 

İtalya da bir çok gezilecek yer var. Venedik, Roma en popüler olanları. Bu taraf ise Toscana bölgesi denilen İç Anadolu kadar büyük bir alana yayılan, bir çok kasabadan oluşan tarafa yakın. O kasabalar da doğasıyla ve şarap mahzenleriyle meşhur. Şarabın kalbi hatta. Kasabaları gezme imkanımız olamadı maalesef ama tavsiyem böyle bir niyetiniz varsa ya araba kiralayın ya da bir tura yazılın. 

Uçuşumuz sabahtan direk "Galileo Galilei Airport" a gerçekleşti. Sorunsuz indik. Çok minik bir havaalanı olmasıyla beni şaşırttı. İner inmez merkeze nasıl gidebileceğimizin bilgisini alıp, ilk ve son para verdiğimiz otobüs biletiyle şehir otobüsüne bindik. İlk ve son diyorum çünkü şehir içinde bindiğiniz otobüslere bilet almıyorsunuz. Toplu taşıma bedava. Otobüs durakları İtalyanca olduğu için biraz tur attık ama Pisa Kulesini bulduk :) 

Konakladığımız Otel "Piazza Del Duomo" meydanındaydı. Dünya Miraslarının arasında olan bu meydan surlarla çevrili içerisinde Pisa Kulesi, Katedral, Anıt Mezar bulunuyor. Turistlerle dolup taşan bir yer. Çevresinde de bolca otel mevcut biz hemen Kulenin dibinde bulunan "Il Toscana B&B" de kaldık. Altı restoran, üstteki dairelerde otel odası. Gelir gelmez elimize bir sürü anahtar tutuşturuldu. Dış kapı, iç kapı. Bildiğiniz 1+1 daire. Yüksek tavanlar, yerden camlar. 
Ocağı, buzdolabı, masası sandalyesi ile ev konforunda. Oda kahvaltı. Kahvaltıdan beklentiniz olmasın. İki kruasan, sıcak su, bolca reçel, hazır kahve ve sallama çay. Gerçi dışarıda kahvaltı yapmak isterseniz de çok fazla seçeneğiniz yok. Yine kruasana talim.

Şehir bir baştan bir başa yürüyerek gezilebilecek kıvamda. İçinden nehirler geçen caddelerle dolu. Özellikle geceleri bu nehirlerin üstündeki köprülerde manzara muhteşem. Mimariler çok eski, eskiden kastım restorasyon görmemiş, yeşil alan neredeyse hiç yok. Gece hayatı yok ya da biz göremedik :)
İlk gün odaya yerleşmemiz ve kendimizi sokağa atmamız akşamı buldu ve çok acıkmıştık. Yiyecek bir şeyler bulmakta zorlandık açıkcası. Bahariye gibi bir caddesi vardı. O tarafa yürüyelim burada buluruz dedik. Hep ayaküstü atıştırmalık yerler vardı. Biz şarap evi tarzı restoranlar bulacağımızı hayal etmiştik oysa. Ayrıca yeme içme yerlerinin çoğu da erkenden kapanıyor.

Yemek konusunda bizim kaldığımız otelin restoranı yani "Ristorante Il Toscana Steak House" çok başarılıydı bence. İçerisi taş bina, küçük ama samimi. Şaraplar ve yemekler de güzel. Fiyatlar da uygun.

Pizza yemek isterseniz de Mediceo 15 bizden geçer not aldı. Hem pub havasında hem de pizzaları güzel.

Tatlı olarak her yerde dondurmacı ve waffle yapan yerler var ama waffle bizim buradakinden biraz farklı hamuru daha kalın pişiriyorlar ve üstünde dondurma ve krema kullanıyorlar. Bizim waffleları tercih ederim :)

Biz 11- 15 aralık tarihlerinde oradaydık. Dolayısıyla Noel öncesi olduğu için dükkanlar çam süsü malzemeleriyle doluydu. Kendimizi kaybettik resmen. O melek biblolar, kar küreleri, Noel baba oymaları bizi bizden aldı diyebilirim. Renkli makarna dükkanları ve derisiyle meşhur olduğu içinde bir çok çantacı bulunuyor. Fiyatlar euro olduğu için Avrupanın her yeri gibi bizim için pahalı. Özellikle yemek içmek en pahalı şey.

İlk günün yorgunluğuyla ve ertesi günü Floransaya gitmeyi planladığımızdan makul bir saatte uyuduk. Sabah bir an önce kahvaltı edip, Floransaya gideceğimizi zannediyorduk. Biz zannetmeye devam edelim bakalım neler olmuş...







































2 yorum:

Seyhan dedi ki...

Nolmuş nolmuş ?? Bak en heyecanlı yerinde kesmiş ya 😂😂😂

Füsun Ün dedi ki...

:)))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Pages - Menu

Popular Posts

Mothers hold their children's hands for a short while, but their hearts forever...